Uluslararası politika ve savaş ekonomisi: F-35

Geçtiğimiz haftalarda devlet tiyatrolarının özelleştirilmesi gündemdeydi. Belli başlı sebeplerinden birisi “devlet eliyle tiyatro olmaz” cümlesi ile vücut bulan, tiyatroyu devletin kar yapmaya çalıştığı bir iş sahası olarak algılanmasında yatıyordu. Bunun üzerine çok yazıldı çizildi, konu da zaten başlıktan da anlaşılacağı üzere bu değil. Bu konu hakkında yazılan şu yazıda görece yakın tarihli savunma sanayii ihaleleri ile Devlet Tiyatroları (DT)’nın bütçesi savunma sanayiine aktarılan meblağın büyüklüğünü somutlaştırmak adına karşılaştırılmış. Çok da güzel örnekler verilmiş; DT’nın 1 yıllık bütçesinin (120 milyon TL) 6 tane insansız Heron keşif uçağı ya da 2 tane Sikorsky genel maksat  helikopteri etmesi gibi… Bu kıyasa dahil edilmeyen ve Amerikan tarihinin en büyük savunma projesi olarak gösterilen, Türkiye’nin de bir hayli büyük bir masrafla dahil olduğu F-35’ten de bahsetmek gerek.

F-35
Katılımcı ülke bayraklarını taşıyan bir F-35

Havacılık ve savunma sanayiini takip edenler bilir ki, Türkiye 2002’den beri Müşterek Avcı Uçağı (Joint Strike Fighter – JSF) projesinin resmi ana partnerlerinden birisi. Proje, Amerikan Hava Kuvvetleri’nin 90’ların ortasından itibaren geliştirmeye başladığı ve ana amacı envanterdeki hafif sınıftaki tüm savaş uçaklarının (F-16, A-10, F-18 vs.) yerini alabilecek, 5. nesil, radara yakalanmayan bir avcı uçağı üretmekti. Amerika bu uçaktan çok yüksek miktarlarda alacak, (şu anda plan 2400 civarı. Halihazırda 5000’e yakın F-16 ve F-18 var) ve aynen zamanında F-16 programında olduğu gibi, bu tayyare de NATO üyesi müttefiklere, ve ilgi duyan üçüncü partilere satılabilecekti. Hatta bu sefer bir adım daha da ileri gidilerek çeşitli ülkeler, çeşitli aşamalarda programa katılıp, sadece üretim masrafına değil, aynı zamanda geliştirme masrafına da ortak olmaya karar verdiler.  Türkiye ise projeye Avustralya, Kanada, Norveç ve Danimarka ile 3. aşamada katıldı. Projenin Türkiye’ye maaliyeti şimdilik (evet, şimdilik, çünkü gittikçe yükseliyor) 16 milyar dolar. Alınacak uçak adedinin 100 civarı olduğu düşünülürse, birim maliyetin 150 milyon dolar civarı olduğu görülür. Bu ise yazının girişinde bahsettiğimiz DT’larının yıllık bütçesinin 2 katından fazla etmekte. Bu projenin maliyetinin kimi bakanlık ve kuruluşlarınki ile kıyasına şuradan erişebilirsiniz.  Halkın vergilerinden (bu arada halkın ödediği vergi kavramı bizim memlekette çok tutmamış olmakla birlikte, ahlakını almak istemediğimiz batıda çok ama çok önemli bir yere sahiptir) milyarlarca dolar harcanarak alınacak bu tayyareler ise “işte, F-35, en iyi savaş uçağı, ötesi yok yani” denilerek insanlar ikna edilmeye çalışılmakta. Bir diğer sebep ise uçağın gövdelerinin TAI’de üretileceği için, ulusal savunma sanayiinin gelişimine olacak potansiyel katkısı gösterilmekte. 2012’nin başında MHP milletvekili İsmet Büyükataman proje ile ilgili soru önergesi vermiş, lakin önerge “süresi geçtikten sonra” cevaplandırıldığı için cevabı göremiyoruz.

Projeye katılan bütün ülkelere baktığımızda Türkiye gerek yaşam kalitesi, gerekse kişi başına düşen milli gelir sıralamasında açık ara son sırada. Yukarda 3. aşamada katılan ülkeleri saydım, diğer ülkeler ise, Birleşik Krallık (1. aşama partner), İtalya ve Hollanda (2. aşama). Türkiye’de bu uçağın maliyetinin pek sorgulanmadığını söyledim. Onun yerine, Amerika’nın kaynak kodlarını vermemesi yüzünden herhangi bir olası savaşta  uçakların bir işe yaramayacağı yönünde şikayet edildi, yani projenin masrafları ile ilgili olarak toplumdan gelen bir şikayet yok gibi henüz. Ana şikayet bahsettiğim gibi, sistemi ulusallaştırıp, ulusallaştıramamamız ile ilgili. Bunun dışında gerek DT tartışmalarında, gerekse dün haberlerde gördüğümüz ileri derecede zeka geriliği olan MPS hastası çocuklara tedaviye gerek olmadığına karar verilmesine karşılık savunma sanayii bütçesini gündeme getirmek, durumun ciddiyetini görmek için bir hayli etkili olabilir (üç aylık ilacın 200 bin TL -~105 bin dolar- tutarında olduğu yazmakta- bir F-35 fiyatının 150’de biri. Yani 150 tane zeka geriliği olan MPS hastası çocuk devletin gözünde ancak 1 tane “daha ötesi olmayan” savaş uçağına denk. “Bu çocuklar ne olursa olsun, doğrulmalı, devlet bakar” mantığı ile baktığımızda oldukça tutarlı (!) bir mantık görüyoruz).

Partner ülkelerden İtalya ekonomik krizi sebep göstererek satın alacağı uçak miktarını 131’den 90’a çekmiş, Danimarka meclisi proje üzerine nihai oylamasını 2014’te yapacakmış. Kanada’da ise durum oldukça ciddi. Bütçe aşımları ve bunun da ötesinde hükümetin insanlardan “halkın vergilerine neler olduğu” gibi önemli meseleler hakkında kasıtlı olarak yanlış bilgilendirdiği iddiası ile yakın zamanda büyük bir kriz yaşandı. Kriz dolayısı ile insanlar, neden başka alternatiflere bakmadan direkt F-35’te karar kılındığını da sorgular oldular. Evet, şimdi konu ülkelerin dahili siyasetinden ve teknik problemlere dayalı bütçe aşımlarından çıkıp yavaş yavaş uluslarası politika sahnesine geliyor. Çünkü Kanadalılar’ın sorduğu “neden başka alternatiflere bakmadık?” sorusu Norveç’in durumu ile doğrudan ilgili.

Norveç’te hükümet savaş uçaklarını yenileme ihalesi için görünürde iki adayı gözden geçirdi. Bunlardan birisi F-35, diğeri ise İsveç yapımı Saab JAS 39 Gripen idi. 2008 yılında hükümet, NATO standartlarına uygunluğu ve operasyonel masraflarının daha az olması sebebi ile F-35’i tercih ettiğini duyurdu. Ardından Saab firması Norveç’in yanlış hesap yaptığını iddia edip, Gripen’in aslında F-35’den daha ucuz olluğunu açıkladı. Olayın arka planı ise Wikileaks belgeleri ile ortaya çıktı. 2005’ten beri halen görevde olan Norveç hükümeti bir koalisyon hükümeti idi, ve finans bakanlığı Sosyalist Sol Parti‘nin elindeydi. Bakanlık büyük çaplı savunma harcamalarına gözü kapalı olur vermiyor, illa bu denli büyük bir alım yapılacaksa da İsveç yapımı Gripen’i tercih etmek istiyordu. Yalnız hikaye bununla da sınırlı değil, aynı zamanlarda İsveçliler Gripen’e Amerikan yapımı bir radar yerleştirme niyetinde olduklarından, Amerika’dan gerekli aletlerin satışına izin verilmesini istiyorlardı. Sızan dökümanlarda ise Amerika’nın İsveç’teki diplomatları, bu radar satışının Norveç’in kararını açıklayacağı tarihin sonrasına ertelemesini Washington’a tavsiye ediyorlardı. Aynı süre içinde Norveç’e de büyük bir politik baskı uygulanmış ve durumu zaten Amerikan eliyle belirsizleştirilmiş olan Gripen’in yerine F-35 ancak bu şekilde seçilmişti. Sızan belgelerde bu tip büyük ihale durumlarında nasıl davranılması gerektiği üzerine de dersler çıkarılmış. Tüm bu olayların üstünden dört sene geçip, projede bir çok gecikme yaşanınca Norveç’in katılımı da yeniden sorgulanır olmuş.

Tüm bunlar olurken Türkiye projeye sıkı sıkıya sarılmış, soru önergeleri cevapsız bırakılmış ve hatta Türkiye’deki üretim maliyeti (diğer adı ile iş gücü maliyeti) daha düşük olduğu için Türkiye’de (TAI’de) daha çok parça üretilmesini talep etmiş. Ayrıca uçağın motorlarının İzmir’de kurulan ve %51’i Kale Grubu’na, %49’u ise Amerikan motor şirketi Pratt & Whitney’e ait olan fabrikada üretilmesi ile maliyetlerin daha da düşürülmesi planlanıyor. Bu kadar büyük yatırımları bir nevi “yüksek teknoloji taşeronluğu” yapmak için gerçekleştirdiğimizi söylemek de abartı olmaz.

Wikileaks’te yahut başka kaynaklarda o yönde net bir bilgi göremememize rağmen, ABD’nin Türkiye’ye projeye katılması ya da daha sonra vazgeçmemesi için politik baskı yaptığını düşünmek, Norveç örneğini de göz önünde bulundurursak saçma olmaz. Üstelik gerek 2003 yılındaki tezkere krizi sonrası gerilen ilişkiler, gerek Kürt meselesi, gerek Avrupa Birliği, gerekse Kıbrıs konularında yalnız kalmamak ve hatta ve hatta Türkiye’nin insan hakları ihlallerinin bile görmezden gelinmesi için bu tip bir pazarlık oldukça gerçekçi görünmekte (Amerika mesela Suudi Arabistan’daki insan hakları ihlallerinden bahsedemez. Çünkü petrolden ziyade silah satışı ön plandadır. Amerikan tarihinin 60 milyar dolarlık en büyük silah satış anlaşması yakın zamanda onaylanmış).

Eisenhower veda konuşması (usatoday.com)

Amerikan ısrarının bir diğer nedeni  ise vazgeçilen her bir uçak için proje maliyetinin geri kalan uçaklar için artması (çünkü araştırma-geliştirme safhasındaki maliyet üretimi yapılacak uçak sayısından bağımsız olup, sunk-cost olarak görülebilir) ve Amerikan ekonomisinin özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra savaş endüstrisine (Amerika için savunma sanayii terimini kullanamadım bir an) olan büyük bağlılığıdır. Buna somut örnek ise, Amerikan topraklarında yaklaşık 135 bin kişinin ekmeğini bu programa bağlı işlerden kazanıyor olduğu ve bu programa iş yapılmayan sadece bir kaç eyalet olmasıdır. Halihazırda kurulu olan bu büyük savaş ekonomisinin çarklarını çevirmek içinse Amerika varını yoğunu ortaya koymakta, stratejik işbirliği ya da stratejik ortaklık adı
altında uluslararası ortamda bize siyasi ağabeylik yapma karşılığında bu pahalı aletlerden almamızı şart koşmaktadır. Bu genel sisteme ecnebilerce military-industrial complex denmekte, ve ilk olarak 1961’de dönemin ABD başkanı, eski general D. Eisenhower tarafından dikkat çekilmiştir (konuşmanın tamamı buradan izlenebilir). Lakin soğuk savaşın iyice tırmandığı o yıllarda (U-2 ve Küba füze krizleri o tarihlerdedir) silahlanmayı frenlemek özellikle paranoyak Amerikalıların en son aklına gelecek şeydi. Ve nihayetinde sistem buralara kadar gelmiş görünüyor…

Son olarak toparlarken eklenmesinde fayda gördüğüm bir şey var ki, o da bu tip büyük ölçekteki savunma ve uzay alanlarında bir çok projede bütçe aşımlarının (cost overrun) meydana gelmesi. En bilinen örnekleri ise, en başta 100’den fazla sayıda üretimi planlanan B-2 hayalet bombardıman uçağının sadece 21 tane üretilmesi ve tanesinin tam 2 milyar dolara malolması, F-35’in genetik olarak abisi sayılabilecek olan ve F-15’in yerine geçecek olan F-22‘nin öngörülen 400’e yakın üretimi yerine sayının yarı yarıya düşürülmesi ve son olarak yaklaşık 7 milyar dolarlık yatırım yapıldıktan sonra sadece 2 tane üretilerek iptal edilen RAH-66 helikopter projesidir. Ayrıca geçtiğimiz yıl sona erdirilen uzay mekiği programı ise, verimlilik olarak en başta planlandıklarından çok kötü bir performans çıkarmış, üstelik arkasında 14 astronotun kaybedildiği iki büyük facia bırakmıştır (Challenger ve Columbia).  Amerika’nın bu siciline bakarak, F-35’in durumu da sürpriz olarak görülmemeli, aksine yukarda bahsettiğimiz savaş ekonomisi çarklarını döndüren kirli bir yakıt olarak algılanmalıdır.

Bu konu ile çok alakalı bir diğer “vaka” ise Yunanistan. Son yıllarda içinde bulundukları kötü ekonomik durum,  hiç bir şeyden haberi olmayan cahil kimseler tarafından çalışma saatlerine ve hatta tembelliklerine verilir. Lakin halkın, bizde olduğu gibi milliyetçi duygularının sömürülüp, bir düşmanın varlığına ikna edilip (Yunanistan için o düşman biziz) devasa askeri harcamalar yapan hükümetler tarafından yönetildiği ve Almanya ve Fransa’nın “size artık sempatimiz kalmadı” gibi açıklamalar yaparken, arka tarafta Yunanistan’a milyar euro tutarında silah satmaya çalıştıkları görmezden gelinir. Bu da savunma sanayii ve uluslararası sistemin ikiyüzlülüğünü gösteren çok büyük bir örnektir. Başka bir yazının konusu da Yunanistan olabilir belki…

Advertisements

3 thoughts on “Uluslararası politika ve savaş ekonomisi: F-35

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s