Farklı bilimsel disiplinlerde h-indeksi kullanımı ve yayın sayısı fetişizmi

18 Haziran’da ekledigim not: ‘yazi uzun okumam’ derseniz bile sondaki notlara bakiniz, yeni seyler var..

——————————————————————————————————–

Bugün Cumhuriyet gazetesinde TÜBA’ya YÖK ve TÜBİTAK tarafindan ataması yapılan kişilerin bilimselligi ile ilgili Orhan Bursalı imzalı bir haber yayınlandı. Burak Avcı’nın yaptığı araştırmaya göre yeni atanan 19 kişinin uluslararasi indekse giren bir yayını yokken, 22’sinin de atfı yokmuş. Bursalı bu kişiler ile birlikte 1-4 arası makaleye sahip kişileri de isimleyip, yazıyı “Akademi üyeliği bitpazarına düşmüş demektir başka ne diyeyim!” diyerek bitirmiş. Listelenenler arasında Japon Tarihi konusunda otorite ve Japon Vakfı’ndan Japon Çalışmaları Özel Ödülü almış olan Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü başkanı Ayşe Selçuk Esenbel, İlber Ortaylı ve Ümit Cizre gibi isimler de var.

Temel bilimci olarak, ilk gördüğümde ben de heyecanlandım, ‘nasıl olur, makalesiz hoca mı olur?’ diyecek oldum bir an. Lakin sonradan henüz lisans öğrencisiyken uluslararası ilişkiler bölümünden ders aldığım hocanın, bizim alandaki (uygulamalı fizik/fotonik/nanoteknoloji) bazı araştırmacıların doktora tezinde yazdığı makale kadar makalesi olmadığını hatırlayıp, detaylı bakmaya karar verdim.

Şimdi Sayın Bursalı’nın  neleri endekslediği belli olmayan Web of Science (WoS)’a, ve üzerinde zaten bir çok tartışma dönmekte olan ve akademideki publish or perish yaklaşımını alevlendiren atıf sayısı ve h-indekse bakarak, “0 bilimsel kariyeri var” diye aşağıladığı kişiler sürpriz olmayan bir şekilde, ekseriya insani bilimler çatısı altinda toplayabilecegimiz, hukuk, sosyoloji, felsefe ve ilahiyat (keşke ilahiyatın bilimselliğini tartışsaydı) gibi alanlardan.  Burada h-indeks ile ilgili işimize yarayacak bir not düşüp oyle devam ediyorum.

During the period January 1, 2000-February 28, 2010, a physicist had to receive 2073 citations to be among the most cited 1% of physicists in the world.[4] The threshold for Space Science is the highest (2236 citations), and Physics is followed by Clinical Medicine (1390) and Molecular Biology & Genetics (1229). Most disciplines, such as Environment/Ecology (390), have fewer scientists, fewer papers, and fewer citations. Therefore, these disciplines have lower citation thresholds in the Essential Science Indicators, with the lowest citation thresholds observed in Social Sciences (154), Computer Science (149), and Multidisciplinary Sciences (147).

Diyor ki; 1 Ocak 2000 – 28 Subat 2010 tarihleri arasında bir fizikçinin en çok atıf alan fizikçiler arasında ilk %1’e girmesi icin 2073 atıf alması gerekli imiş. Bu limit, uzay bilimleri için 2236, klinik tıp icin 1390 ve moleküler biyoloji ve genetik için ise 1229 imiş.  Yine yukarıda söylediğim gibi, özellikle sosyal bilimlerde araştırmacı sayısı az olduğundan ve bu alanlar uygulamalı bilimlerin aksine sürekli yeni yayınlar yapmaya çok musait olmadığından, bu %1 içine girme barajı sosyal bilimlerde 154, bilgisayar bilimlerinde 149 ve çokdisiplinli bilimlerde de 147 imiş (h-indeks wikipedia sayfasindan). Ayrıca, her ana disiplinin bir çok altdisiplini olduğunun (nanoteknoloji alaninda 30 makale ile mezun olan doktora ogrencileri de mevcut mesela) ve temel bilimlerde artık araştırma grubu yönetmenin bir şirketi idare etmeye benzemeye başladığını da unutmamak lazım. Bu demek oluyor ki, özellikle deneysel bilimlerde grup liderinin ana görevi araştırmayı idame ettirmek için para ve insan bulmaktır. Daha açık olmak gerekirse, “sistem“de işe yarayabilecek projelere, (örneğin ilaç ve savunma sanayii) kaynak aktarılmakta, bu da “bilim için bilim” yaklaşımının gittikçe körelmesine sebep olmaktadır. Hal böyleyken insani bilimlerde yapılan araştırmalar ile, büyük paralarla özel sermaye ve devlet için yapılan araştırmaları aynı kefeye koymamak gerekir (burası apayrı ve çok derin bir konu aslında).

H-indeksine getirilen diğer eleştiriler ilgili Wikipedia sayfasında görülebilir. Yine şaşırılmayacak bir şekilde , insani bilimler gibi yayınlarin daha çok kitap olarak yapıldığı alanlarda, bu parametrenin sağlıklı sonuc veremeyeceği de eleştiriler listesinde var.

Bunları aklımızda tutarak Türkiye’de üzerinde neredeyse herkesin hemfikir olduğu, sosyal bilimler ve tarih alanında kendi alanlarını değiştirmiş, çok büyük iki kişiye bakalım. Mesela Şerif Mardin’in WoS’a göre 25 makalesi varken, 87 atıf almış. Halil İnalcık ise 12 makalesine 24 atıf almış (Halil İnalcık’in gerçek yayın listesi ise şurada). Bu sayıları doğrudan bir uygulamali fizikçi, ya da klinik tıpçının sahip olduğu rakamlarla karşılaştırırsak, ortadaki komedyayı daha iyi görürürüz. Bursalı’nın kıstaslarına gore İnalcık ve Mardin’in de bilimselliğini sorgulamamız lazım gelir ki, bunun kabul edilemezliğini büyük ihtimal kendisi de takdir eder.

Sosyal bilimlerde atıf değerlerini kullanmanın sağlıksızlığını Thomson-Reuters (Web of Science’ın “sahibi” olan şirket ) de görmüş olacak ki, ülkelerin performanslarının değerlendirildiği listelerde sosyal bilimleri dahil etmemiş.

Benim de yüksek lisansa yeni başladığım zamanlarda içinde bulunduğum, sayıyı yüceltip WoS’a tapan bu mantık, maalesef ülkemizde çokça eleştirdiğimiz bilimsel ilerleyememe ile de ilgilidir. Çünkü batıya yetişme hevesi ile doğru düzgün bir araştırma kültürü oturtmadan skora oynamaya çalıştığımız için araştırmacılar akademik basamakları hızlıca çıkmak için (ve tabi TÜBİTAK’ın bilimsel yayın teşvik programlarından destek de alabilmek için -iyi bir dergide yayınlandığında yayın başına bin TL’den fazla veriliyordu) içerikten ziyade sadece yayın sayısına önem vermeye başlamakta; bunu kibar tabirle yanlış anlayıp abartaran, 5 yılda 270 makale yazan akademisyen (orijinal link) gibi uç örnekler de maalesef yine bu sistemin içinden çıkmaktadır. Ayrıca memleketten çıkan makale sayısı artsa da etki değeri pek değişmemekte, bu da makale sayısındaki artışın kalite artışı anlamına gelmediğini göstermektedir. Bu işin içindeki çoğu kişinin de bildiği gibi, insanlar yayın listelerini şişirmek için, dostlarının yayınlarına isimlerini yazdırmaya çalışmakta, araştırma sonuçlarını bölüp, tek ama sağlam bir yayın yapmaktansa, nispeten az değerli bir kaç yayın yapma yoluna gitmekte.

2005-2009 yılları arasına yayınlanmış Türkiye adresli yayınların etki faktörü. İlk sütünda yayın başına düşen atıf sayısı, ikinci sütünda ise bu oranın dünya ortalamasının neresinde olduğu gösterilmiş. Örneğin -10 demek o alandaki ortalama atıf sayısının dünya ortalamasından %10 daha az olduğu anlamına gelmekte (tıklanıldığında kaynağa gider).

Özetle, değiştirmemiz gereken, ve günümüzde terfi almak için de zaten kullanılagelen “skorcu zihniyet”le, arkaplana önem vermeden sadece politik motivasyonla açık bulmaya çalışmanın bir şeyleri düzeltmeye yardımcı olacağını düşünmüyorum. Bu şekilde, kurunun yanında yaş da yansın diyerek, kendini kabul ettirmiş, saygı duyulan bazı kişilerin bilimsel kimliğini bir çırpıda silmek ya da küçümsemek yerine, kişileri tek tek dikkatli ve objektif bir şekilde araştırıp, bulunan “şüpheli vaka”ları paylaşıp, bunların üstüne gitmenin daha doğru olduğuna inanıyorum.

Not: Friendfeed’de şurada konu tartışıldı, ve görünüşe göre haftaya sosyal bilimciler ayrıca incelenecekmiş.

Not 2: Sosyal bilimcilerin daha cok kullandigi publish or perish programina gore Ilber Ortayli 196 makalesine 930, Umit Cizre ise 59 yayinina 870 civari atif almis gorunuyor. Yine bu yazida ornek olarak adini zikrettigim Ayse Selcuk Esenbel’in 28 yayini ve 66 atifi var gorunuyor. Bu sayinin gorunurde dusuk olmasinin sebebi de Japon Tarihi gibi bir konuda calisiyor olmasi denebilir. Farkli alanlardaki kisilerin yayinlarini karsilastirmanin bir problem olmasi kadar, Web of Science’in sosyal bilimlerdeki yayinlari iyi endekslememesi rakamlar arasindaki bu buyuk farkin kaynagi gibi.

Not 3: 16 Haziran 2012 tarihinde Haberturk’te Tarihin Arka Odasi programinda Ilber Ortayli da bizzat katilip, bu yazinin ana konusu olan sosyal bilimlerin endekslenmesi ve diger alanlarla kiyasi uzerine konusmuslar…

Yayini suradan izleyebilirsiniz:
http://tvarsivi.com/player.php?y=7&z=2012-06-16%2023:22:00

Not 4: Yine yazida durumun absurtlugunu gostermek icin ornek verdigim Halil Inalcik ve Serif Mardin’in yayinlarina PoP programi ile bakildiginda sirasi ile 426 yayina 3978 atif ve 209 yayina 2700 atif goruyoruz (WoS ile sadece 25 yayina 87 atif ve 12 yayina 24 atif idi).

Not 5: Sosyal bilimciler icin yapilmis olan calismaya suradan ulasabilirsiniz.

Advertisements

4 thoughts on “Farklı bilimsel disiplinlerde h-indeksi kullanımı ve yayın sayısı fetişizmi

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s