Bir bilimsel yayın fabrikası olarak CERN

CERN websayfasından ‘Higgs elimizin altında’ sevinci…

Malum, fizik dünyasında, hatta genel olarak dünyada, son üç-dört gündür maddeye kütlesini verdiği düşünülen ve uzun zamandır aranan Higgs bozonunun bulunması heyecanı var. Bulunması dedim, fakat CERN’dekiler yaptıkları açıklamada doğrudan Higgs’i bulduklarını söylemediler, lakin Higgs’in olması beklenen enerjide (~125 GeV) çok yüksek bir istatistiksel kesinlikle bir parçacık bulunduğunu duyurdular. Bu parçacığın Higgs olup olmadığını resmi olarak duyurmak için diğer bazı deneyler yapmaları gerekiyor, ama gördüğüm kadarı ile fizik topluluğunda bu parçacığın Higgs olduğu kesin gibi kabul görmüş durumda. Bahsetmek istediğim şey Higgs’in özellikleri, bilim dünyası için önemi vs. değil. Bu konuda yazılmış güzel bir Türkçe yazıya şuradan ulaşabilirsiniz.

Benim bahsetmek istediğim konu daha çok bu olayın bizim memleketteki yansımaları, Türkiye’nin CERN’e katılıp katılmaması gerektiği etrafında dönen tartışmalar ve daha genel olarak büyük bilim‘e (big science) getirilen çeşitli eleştiriler (bazı şeyleri ben de yeni öğreniyorum, yazdıkça da bir çok şeyle karşılaştım).

CERN 1954 yılında kurulmuş, Avrupa Nükleer Araştırma Organizasyonu’nun fransızca kısaltması. Türkiye merkeze tam üye değil (üyelik için belli bir miktar para yatırılması gerekiyor), fakat 1961 yılından beri gözlemci ülke statüsünde. Buna rağmen memleketten bazı araştırma grupları CERN’deki çeşitli gruplarla (ATLAS, CMS…) işbirliği içinde. Bu gruplar ODTÜ, Çukurova, Boğaziçi, Ankara ve zannedersem Doğuş Üniversitelerinde. Parçacık fiziği çalışmadığım için, hatta dersini de almadığım için Türkiye’deki CERN komunitesini ancak internetten çeşitli gruplardan, araştırma grubu sayfalarından ve CERN’den çıkan yayınların adreslerindeki Türkiye ibaresinden takip edebiliyorum. Bu limitli bilgiyle anlayabildiğim kadarı ile CERN üyeliğini destekleyenler olduğu kadar, karşı çıkanlar da var. Karşı çıkma sebepleri dikkate değer:

Bu sebeplerden ilki Türkiye’deki akademik terfi ve yükselme sisteminin sadece yayın sayısı üzerine kurulması ile ilişkili.  Bunun sebebi ise şu; CERN’de çalışan araştırma gruplarının üyelerinin isimleri, o deneylerin sonucu olarak yayınlanan bilimsel makalelere doğrudan dahil ediliyor. Higgs parçacığını arayan en büyük iki deney ATLAS ve CMS kolaborasyonlarında sırası ile 3000 ve 4000‘e yakın (bunun 1535’i öğrenci) araştırmacı var. arXiv’da basit bir taramayla görebilirsiniz ki, yapılan yayınların sonunda sayfalarca uzunlukta yazar listeleri var (bir örnek olarak şu makaleye bakabilirsiniz: arXiv:1207.0319 [.pdf, 930 kB]). Şimdi LHC‘deki ilk tam kapasite operasyon Mart 2010 yılında gerçekleşmişti. arXiv’a baktığımızda bu geçtiğimiz iki yıl içinde ATLAS Collaboration (arXiv linki) yazar adı ile 250‘ye yakın yayın yapılmış. Bunların çoğu hakemli konferans ya da dergilerde yayınlanmış. CMS Collaboration yazar ismi ile baktığınızda yine 200‘ün üstünde yayın göreceksiniz. Yani LHC atomaltı parçacık fabrikası olduğu gibi aynı zamanda otomatikman bir bilimsel yayın fabrikası olarak da çalışmakta.

Buraya kadar bir problem yok ama dediğimiz gibi bizim memlekette bilimsel değerlendirmeler h-indeks ve yayın sayısı üzerinden yapılmakta, ve farklı alanlarda insanlar aynı ölçütlerle kıyas edilmekte (bir önceki blog yazım bununla ilgili idi). CERN ile ilgili olarak, bir takım fizikçiler bu terfi ve akademik puan sisteminin suistimal edilebileceği gerekçesi ile CERN üyeliğine karşı çıkmakta. Çünkü 4000 kişinin yazar olarak göründüğü bir yayın ile bağımsız olarak ya da doktora öğrencileri ile yapılan bir yayının aynı değerde kabul görme tehlikesi var. Bu şekilde henüz yüksek lisans ve doktora seviyesinde onlarca makale ‘yayınlamak’ ve yüzlerce atıf almak mümkün. Ayrıca bu yayınlara kişilerin spesifik olarak yaptıkları katkıları ölçmek de mümkün değil. Bu durum suistimale oldukça açık bir durum olarak görülmekte. Öğrencilerin ya da araştırmacıların yüksek yayın sayısına sahip olmasına tabi ki karşı çıkılamaz, fakat bahsettiğim gibi, sıkıntı bu sayıların YÖK ve terfi veren kurumlar gözünde sadece kişiye mal edilme ve kişisel başarı olarak gösterilme tehlikesi.

2000-2012 yılları TÜBİTAK AR-GE bütçesi

Bunun dışındaki ikinci sebep ise CERN’e üye olmak için verilmesi gereken 50 milyon dolar olarak gösterilmekte. Bu tartışmayı ateşleyen şey ise Bilkent Üniversitesi rektörü Abdullah Atalar’ın twitter’da CERN’e üye olmak için 50 milyon dolar verilmesinin gereksiz olduğunu ve bu paranın daha ‘işe yarar’ şeylerde kullanılması gerektiğini dile getirmesi oldu. Sosyal medyada oldukça büyük yankı bulan bu ifadelerden sonra Atalar tweetlerini sildi. Bunun haricinde ise TÜBİTAK AR-GE bütçesinin sadece 100 milyon dolar civarında olduğundan da bahsetmiş (yukardaki grafiği paylaşmış); belki de Abdullah Atalar’ın asıl söylemek istediği, bu bütçenin yarısı kadar bir miktarın CERN’e ayrılmasını doğru olmadığı idi, belki de yukarda bahsedilen endişelerden haberi vardı, bilemeyiz (Keşke bu tip önemli meseleler 140 karakter limiti olan twitter yerine bir blog üzerinden tartışılsa). Bütçe ile ilgili burada kaçan bir nokta var, o da şu ki; AR-GE bütçesini kendi içindeki kalemlerle kıyaslamak yerine, diğer hantal kurum ve kuruluşların bütçesi ile yahut silah sanayiine ayrılan bütçe ile kıyaslamak daha sağlıklı olacaktır. Yine önceki blog yazılarında bahsetmiştim; Türkiye şu anda hiç bir ihale açmadan, alternatiflere bakmadan doğrudan doğruya Amerikan F-35 savaş uçağı alımına karar vermiş, ve bu projenin bize neredeyse 16 milyar dolar gibi bir meblağa mal olacağı öngörülmekte. Yine bir kıyas yapacak olursak “Türkiye’nin 160 yıllık AR-GE bütçesine savaş uçağı filomuzu yeniliyoruz” diyebiliriz. Bir diğer örnek olarak cumhurbaşkanlığı bütçesi verilebilir. Görünüşe göre Çankaya bütçesi 130 milyon TL civarına çıkmış. Bu bile 160 milyonluk AR-GE bütçesi ile hemen hemen aynı gibi.

Parçacık fiziğinin dışında olup, olan biteni anlamaya çalışan birine olay böyle görünüyor. CERN üyeliğine karşı çıkılacaksa bu daha çok bilimsel temelli olmalı, memleketteki yükselme, terfi ve akademik puan toplama işlerine alet edilmesine kesinlikle izin verilmemelidir. Memleketin siciline bakıldığında bunlar yersiz endişeler gibi durmamakta ve kesinlikle sıkı bir denetim gerekiyor gibi görünmekte. Onun dışında da bütçe olarak ise CERN üyeliğine vereceğimiz parayı eleştirene kadar görmemiz gereken çok daha fazla önemli kalemler var gibi görünüyor.

Konunun bizim memleketi ilgilendiren kısmını geçip, akademik yazarlık ve bilimsel hakemlik (peer-review) müesseselerine baktığımızda bu tip büyük projelerde herkesin hemfikir olduğu bir sorunla karşılaşıyoruz:

Traditionally, scientists were evaluated by the number of papers they published, and later by the impact of those papers. The former is an estimate of quantity and the latter of quality. Both methods were adequate when single authorship was the norm, but vastly inflate individual contribution when papers are multi-authored. When each author claims each paper and each citation as his/her own, papers and citations are magically multiplied by the number of authors. Furthermore, there is no cost to giving authorship to invidivuals who made only minor contribution and there is an incentive to do so. Hence, the system rewards heavily multi-authored papers. This problem is openly acknowledged, and it could easily be “corrected” by dividing each paper and its citations by the number of authors.

Bu alıntı Wikipedia’nın academic authorship sayfasından (CERN’den de ayrıca bahsetmiş). Kısaca diyor ki, yayınlar çok yazarlı olduğu durumlarda, her bir tek yazar yayının kendine ait olduğunu iddia ederse, yayın ve atıf sayıları yayınlardaki ortak yazar sayısı kadar kolayca ve otomatikman şişecektir. Ayrıca bilimsel yayınlara başka isim eklemenin hiç bir maliyeti olmadığından, araştırmaya çok az katkısı olan kişilerin de yazar listesine dahil edilmesinin önünde bir engel olmadığını söylüyor. Bu problemin ise yayın ve atıf sayılarının ortak yazar sayısına bölünerek düzeltilebileceğinden bahsetmiş.

Son olarak LHC gibi büyük deneylerdeki bir diğer sıkıntı da buradan çıkan yayınları değerlendirecek neredeyse herkesin bu topluluklar içinde yer alması yüzünden sağlıklı bir hakemlik süreci olamayacağı ile ilgili. Bu konu ile ilgili de Nature’da 2010 yılında, LHC’nin tam kapasite çalışmaya başladığı hafta çıkan bir haberde yer verilmişti. Orada yazdığına göre yayın hazırlandıktan sonra tüm grup içinde yapılan kontroller, harici hakem denetiminden daha sıkı olmakta ve çoğu yayın neredeyse anında yayınlanmakta…

Bitirirken son not; CERN ile ilgili burada yer verilen endişe daha önce Birgün Kitap ekindeki şu yazıda da bahsedilmiş. 2007 yılındaki intihal skandalı detaylı bir şekilde anlatıldıktan sonra bu tip intihal vakalarının azalıp, onun yerine “makaleye isim yazdırma” pratiğinin ivme kazandığına dikkat çekilmiş.

9 Temmuz’da ekledigim not:

ODTÜ akademik etkinlik puanlamasinin yazar sayilarina gore degisimi (resme tikladiginizda ilgili sayfaya gider).

Gorunuse gore ODTU’de akademik etkinliklerin puanlanmasinda bir makaledeki kisi sayisi 9’un uzerinde ise makalede 9 kisi varmis gibi degerlendirilmekte. Ozel olarak CERN’de yayinlanan makaleler icin bir duzenleme var mi, ama bu tabloya gore uzerinde 10 kisinin adinin oldugu cok-disiplinli bir yayin ile yuzlerce kisinin adinin oldugu CERN yayini kisiye ayni akademik puani getirmekte. CERN’de kisa zamanda onlarca yayinda (80 yayinli, 300 atifli yuksek lisans ogrencileri olabiliyormus mesela) isminizin olma potansiyelini dusundugumuzde bu puan sisteminin adaletsizligini kolayca goruruz.

Advertisements

16 thoughts on “Bir bilimsel yayın fabrikası olarak CERN

  1. Merhaba kuantumcartcurt, sirf yuksek enerji parcacik fizigi deney kolaborasyonlari cok yayin yapiyor ve bu Turkiye’de suistimale acik bir konu diye CERN uyeligine karsi cikilmasini anlamli buluyor musunuz? Cok zor degil! Su iki seyi bilmek yeterli: Kimse, tabii ki, bir yilda 80-90 makale yazamaz. Diger yandan, baska bir alanda senede bir ya da iki yayin yapabilmeniz icin ne kadar calismaniz gerekiyorsa bir deney kolaborasyonunda da en az o kadar calismaniz gererkir. Kaldi ki siz bir deneye uye oldugunuz zaman author list’e girmek icin daha onceden ortaklasa belirlenmis bir minimum (bu 6 aydan 1 yila kadar degisebilen) sure boyunca deneyde calismaniz gerekmektedir. Yani “yan gelip yatarim yuzlerce de makalem cikar” diye bir durum soz konusu degil. Bunu yapmaniza izin verilmez.

    1. Yorum için teşekkürler. Burada ben karşı çıkıyorum/çıkmıyorum diye kişisel bir görüş bildirmiyorum. Basitçe bir durum tespiti var: İnsanlar Türkiye’de çok fazla dillendirilmeyen böyle de bir endişenin olduğunu bilsin, kolaborasyon ile yapılan 30 makale, aynı eforu harcayarak yapılan 2-3 makalenin önüne geçip insanlara avantaj sağlanmasın. Dediğim gibi parçacık fizikçisi değilim, ama çok kişiden bizim memlekette bu tip haksızlıkların, hızlı terfilerin vs. olduğunu duydum. Ve yarın başka birisinin kolaborasyonla isminin göründüğü (yan gelip yatmasın, çalışsın gerçekten) 100 makalesi göklere çıkarılır da benim aynı eforla, aynı süre içinde çıkaracağım 3-5 makale görmezden gelinirse hakkım yeniyor diye evet, sisteme de, üyeliğe karşı çıkarım.

      1. Evet mevcut bir tedirginligi dile getirdiginizin ve kisisel bir gorus bildirmediginizin farkindayim. Fakat benim de derdim su: koca bir ulkenin gezegen capindaki en buyuk parcacik fizigi laboratuvarina uyeolup olmamasi tartismasinda one surulecek bir arguman degil bu bahsini ettigimiz yayin sayisi enflasyonu problemi. Bu adam kayirma veya haksizlikla ilgili bir problem degil kesinlikle. Bu tamamen bir olcum problemi. 100-200 makaleli bir parcacik fizikcisi ile 5-10 makaleli bir katihal fizikcisini karsilastirip parcacik fizikcisi acik ara daha basarili ve daha caliskanmis diyen varsa, bu; degerlendirmeyi yapanlarin bilgisizliginden ve vizyon darligindan kaynaklanmaktadir (maalesef oluyor biliyorum). Ama burada son cumlenizde belirtiginiz karsi cikisa dair bir sey soylemek istiyorum. Belli degerlendirmeleri yapma erkine sahip yerlerdeki meslektaslarimizin bilgisizliginin faturasini biz parcacik fizikcilerine odetmek olmuyor mu bu? Olcum ve degerlendirme hatalarindan dolayi yapilan haksizlarin failleri biz degiliz ki. Aksinem her platformda :bizim su kadar yayinimiz var fakat parcacik fizigi soyle” falan diye aciklayip aslinda abartilacak bir durum olmadigini anlatmaya calisiyoruz.

    1. O tip uğraşınız varsa çok güzel cidden, teşekkürler. Bunun dışında da bu argüman olayla hiç bir alakası olmayan insanlar tarafından değil de, böyle bir olay neticesinde hakkı yenmiş insanlar tarafından öne sürülüyorsa o noktada anlayışla karşılar, onlardan soğukkanlı olmalarını bekleyemem. O insanların üyeliğe karşı çıkmasına “neden karşı çıkıyorsun” demem.

      1. Kesinlikle katiliyorum ama sunu da eklemek lazim. Bu sekilde kendini bilmeyip de deneysel parcacik fizigine ozgu niceliksel bir yayin fazlaligini kendisi icin bir avantaja donusturmeye calisanlar aslinda alanin ta kendisine zarar veriyorlar. Sonra bizim yaptigimiz is gercek degerinin de altina dusuyor. Iste bu noktada cok ciddi bir mucadele baslamali ve olasi istismarlara karsi onlem alinmali. Bir de su var tabii, CERN’e uye olmadan da deney kolaborasyonlarina katilabiliyorsunuz 🙂 Neden uye olalim o halde diye soracak olursaniz, bu cok daha itinali yazilmasi gereken ve bir blogun yorum kosesine sigmayacak kadar uzun bir konu.

      2. Evet alanın kendisine de zarar veriyorsa bu tip şeylere karşı toptan uyanık olmak lazım. Uyanıklığın ötesinde hakkaniyet çerçevesinde bakıp, insanların sadece kendi başlarına geldiği zamanlarda değil, diğerlerine yapılan haksızlıklara da müdahil olması lazım. CERN’e üye olmadan evet bayağı grup var halihazırda, ama neden üye olunsa iyi olur, o konu beni aşar, belki de siz yazarsınız onları 🙂

  2. Fizik alanında çalışmıyorum, elektrik müh. alanında çalışıyorum(yüksek lisans). Fakat CERN ile ilgili eleştirileri anlamak güç. Öncelikle bir makalenin yayınlanmasında 100 kişi çalışıyorsa 100 kişinin de isminin olması doğal, sonuçta ortada bir emek var. Ayrıca parçaçık fizikçisi kadrosuna alınacak bir akademisyen pozisyonuna başvuranların hemen hepsi CERN de bir şekilde görev alacağı (parçaçık fizikçisi ise kesinlikle görev alması gerekir) için sorun olmaz.

    Parçacık fizikçisi ile katı hal fizikçisi arasında makale-atıf sayısı ile bir karşılaştırma yapmak imkansız (ve gereksiz) sizin de dediğiniz gibi. Sadece başka bir parçacık fizikçisi ile karşılaştırma yaparken makale sayısı dikkate alınması gerekir.

    Sadece Parçacık Fiziği (CERN) için değil, her bilim dalında güncel konularda araştırma yapan bilim insanlarının çok daha fazla yayın yaptığı bir gerçek ve normal karşılanan bir durum. Örneğin Elektromanyetik Alan çalışan bir akademisyen doğal olarak 2-3 yılda bir yayın yapamazken, haberleşmenin güncel alanlarında çalışan bir akademisyen bir yılda çok iyi dergilerde, kaliteli 3-4 hatta daha fazla yayın yapabilir. Çok fazla atıf alabilir. Elektromanyetik Alan da açılan bir poziyona bir haberleşme uzmanı alınmayacağına göre bu ikisini karşılaştırmak yanlış ve gereksiz.

    Ayrıca, ülkemiz için durum ne yazık ki farklı, Akademik yükselmede ülkemizde yazılı olarak makale ve atıf sayılarının dikkate alınacağı yazsada aslında nelerin dikkate alındığını hepimiz biliyoruz, ne yazık ki.

    1. Evet, bu tip makaleye isim yazdırma, ya da tek ve iyi bir sonucu bölüp, ya da farklı sistemlere uygulayıp makale sayısını artırma olayını gördüm. CERN’ün de bu şekilde istismar edilme potansiyeline dikkat çekmek istedim bu yazıda. Ayrıca ileride kendi deneylerimden de detaylı bahsedeceğim, benim çalıştığım konuda 1 yıl ve hatta bazen daha fazla bir süre, deney düzeneği kuruyorsunuz sadece. O yüzden aynı eforu gösterseniz bile, sadece sayıya bakanlar için başarısız görünüyorsunuz. Farklı alanlardaki yayınların karşılaştırılmaması gerektiği ile ilgili bir şey de geçenlerde yazmıştım, belki ilginizi çeker: https://kuantumcartcurt.wordpress.com/2012/06/14/farkli-bilimsel-disiplinlerde-h-indeksi-kullanimi-ve-yayin-sayisi-fetisizmi/

  3. su anda bir CMS (CERN’deki 4 deneyden biri) gece nobetinden yaziyorum sevgili tahaogr:) paylastiginiz linkteki yazida belirtilenlere cogunlukla katiliyorum. ancak yazidaki yeni bir tehdit unsuru olarak belirtilmis su satirlar beni oldukca rahatsiz etti.

    “Yine CERN örneği üzerinden gidersek, bir projeye dahil olmuş araştırmacının ismi 9 ay gibi kısa bir sürede 60’ın üzerinde makalede geçtiği görülüyor, bu durumda kendi çalışmalarını kendi yürüten ama içerik olarak hem daha zorlu hem daha zengin işler çıkartan …”

    yazida intihaller ve emek sarfetmeden, CERN deneylerine odenen aidatlara istinaden deneylerle alakasi olmayan insanlarin cikan yayinlarda isimlerinin yazilmasi elestirilirken (nobet tutmak da yazida ehven-i ser olarak kabul edilmis ama neyse diyelim) nedense birden deneysel parcacik fiziginin daha kolay yapilabilen, calismalarinizi baskalarina yurutturebildiginiz, pek de bayagi islerden ibaret bir alan oldugu sonucuna varilmis (evet evet! alinti yaptigim kisim tam olarak bunu diyor). hooop! yine bir kaza kursunu ve isini dogru duzgun yapan parcacik fizikcileri kim vurduya gitti! sanki tum deneysel parcacik fizikcileri bu kadar fazla makaleye ismlerini hile hurda yazdirip ardindan kurnaz kurnaz siritiyor gibi bir hava yaratilmis. daha onceki yorumlarimda da soyledigim gibi: bu isin dogasinda var bu zebil tane makaleye isim yazilmasi olayi. sonucta bu deneyler gokten inmiyor. birileri yapiyor. birileri gelistiriyor. birileri de calismasini sagliyor. cikan veriyi de yine o birileri analiz edip yayinliyor (deney ici tum onay mekanizmalarini gectikten sonra). ama yine ve yine soyluyorum! bunda etik bir problem yok. hatta etik olarak boyle olmasi gerektigi icin bu sekilde yapiliyor. burada ustune basilmasi gereken sey bizim akademik burokrasimizin (ben oyle diyorum) bu alani kendi normlari icinde degerlendirmesi gerekliligidir. kaldi ki her alani kendi normlari icerisinde degerlendirebilmelidir. lakin bu bahsi gecen yazidaki gibi bir hava yaratilirsa, “deneysel parcacik fizikcileri hicbir sey yapmiyorlar ki! yayinlari bol ama siradan ve kolay seylerle ugrasiyorlar” noktasina geliyor olay ve sanirim bu da baska bir tehdit.

    not: yazi eski oldugu icin yazinin bulundugu bloga yorum yazmak istemedim. burada konu tekrar isindigi icin bu blogun altinda yazmak dah iyi olur dusundum.

    1. Alinti yapilan yerin uc noktadan sonraki kismina, tamamina bakmak gerekir diyorum. Tirnak icinde cumlenin sadece bir kismi verilmis, ve devamina baktiginizda kisisel olarak daha cok efor sarfetmis, belki de yine kisisel olarak daha yetkin kimselerin hakkinin yenebilme potansiyeline dikkat cekilmis. Burada dediginiz gibi “deneysel parcacik fiziginin daha kolay yapilabilen, calismalarinizi baskalarina yurutturebildiginiz, pek de bayagi islerden ibaret bir alan oldugu sonucuna varilmis” oldugu sonucu cikmiyor. Aksine en az o kadar onemli ve zor konularda calisan diger bazi insanlarin sadece yayin sayisi yuzunden degerinin bilinmeyebilecegi, haklarinin yenebilecegine dikkat cekiliyor.

      Ayrica Birgün Kitap Eki’nde yayinlanan bahsedilen yazinin yazari Alper Bey’e ulastim, kendisi son elestiri hakkinda su cevabi verdi:

      “Bora Işıldak, eleştirisinde hem haklı hem haksız sayılır. sanki deneysel parçacık fiziğine verilen emek önemsizmiş gibi anlaşılabilir ama bu çok zorlama çünkü böyle birşey söylenmiyor. Orada anlatılan şey genel akademik performans değerlendirmelerinde cern örneği üzerinden böyle bir açık olduğu ve de bu açığı suistimal edenler olduğu. Yazıda asla deneysel parçacık fiziğini itibarsızlaştırma amacı güdülmediği gibi bu alanda düzgün emek sarfedenlerin haklarının diğerlerinden daha önemsizmiş gibi gösterilmeye çalışılmıyor. Tersini söylemek yazıya dair çok zorlama bir yorum olur. Belki bundan bir cümleyle bahsetsek böylesi bir eleştiriyi ve yanlış anlamayı önleyebilirdik. Yazıda bahsettiğimiz suistimale somut örnekler biliyoruz. Yazı hazırlanırken, o satırları yazarken aklımda bu örnekler vardı. Bu yazıyı kendisi gibi başka deneycilerin de okuduğunu ve destek olduklarını biliyorum.”

      1. selam kuantumcarcurt,
        Alper Bey’in kesinlikle deneysel parçacık fiziğini itibarsızlaştırma amacı besledigini sanmiyorum. Ancak yazida, munferit olarak, tembel ama yayini bol bir deneysel parcacik fizikcisi ile caliskan, ozgun isler cikarmayi basarabilmis ama dogal olarak yayin sayisi daha az olan baska bir fizikcinin karsilastirilmasi ve bunun sonucunda ozgun ve daha nitelikli olanin hakkinin yenmesinden bahsedilmis. Simdi, Alper Bey’in ve sizin itirazlariniz isiginda yaziyi tekrar okudugumda bunun munferit bir misal oldugunu, duruma atfedilmis genel bir yargi olmadigini farkettim. Keske Alper Bey bunun sadece bir misal, bir senaryo oldugudan ve bu gibi durumlarin olabileceginden (oldugunu ornekleriyle ben de biliyorum) bahsettigini daha acikca belirtseymis. ama genel itibari ile yaziya destek verdigimi ve ayni safta oldugumu tekrar belirtmek isterim.

  4. @Bora Isildak, sadece meraktan soruyorum: CERN’de çalışma ortamı nasıl? Araştırmalar nasıl ilerleiyor, yeni gruplar ve kişiler var olan araştırmalara ne şekilde ve hangi aşamalarda dahil olabiliyorlar?

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s