Türk olduğumuz için?

Memlekette araştırmacıların bir kısmında (belki de çoğunluğunda, bilmiyorum) “Türkiye’den olduğumuz için makale basmamız, proje almamız zor” diye kısaca özetleyebileceğim bir bakış var. Bunu Türkiye’deyken duyuyordum hep, “buradan yayın yapmamız zor, Türkiye adresi görünce işi zorlaştırıyorlar vs.”. Beni buraya bu konuda bir şeyler karalamaya iten şey ise Sabancı Üniversitesi’nden İlker Birbil’in Birgün Gazetesi’nde yazdığı “Bilim İnsanları Diasporası” başlıklı yazısı.

Birbil özetle, özellikle son birkaç yılda Türkiye akademisi üzerinde kurulan politik baskıdan bahsedip, bu yüzden yurtdışına çıkmış ya da halihazırda yurtdışında olan Türkiyeli bilimcilerin bir diaspora oluşturup, Türkiye’de kalanlarla karşılıklı bir dayanışma içinde olması gerektiğini söylüyor. Bu gayet normal, sıkıntı yok. Eleştireceğim kısım şurası (bold bana ait):

“Aslına bakarsanız geç bile kaldık. Dünya’nın çeşitli yerlerine dağılmış, aynı ülkeden çıkma araştırmacılar uzun süredir birlikte çalışıyorlar. En olmadı birbirlerini kolluyorlar. Alın mesela Avrupa Birliği projelerindeki durum. Özel statümüz sayesinde biz de proje başvurusu yapabiliyoruz. Bunun için bizim devlet çuvalla para yatırıyor. Başvuruların yazımını destekliyor. Sonra bir bakıyorsunuz Türkiye’den çok az araştırmacı proje alıyor. Tamam, bizden giden başvuru sayısı yeterince yüksek değil. Ancak Türkiye’ye desteğin düşük olmasının tek sebebi de bu değil. Ülkeler basbayağı kulis yapıyorlar. Memleketlilerine proje paslıyorlar. Hatta bazıları taraf tutuyorlar. Hadi bunları abarttım diyelim. Yunan ve İtalyan proje mafyası, Belçikalıların kafakolu da mı abartı?

Birbil Avrupalı ülkelerin kendi insanlarını, memleketlilerini kayırdıklarını, bir nevi Eurovizyon’da puan dağıtır gibi proje dağıttıklarını iddia ediyor. Önerdiği şeyse, anladığım kadarıyla, bizim de böyle diyasporalaşarak birbirimize proje paslamamız, kendi insanlarımızı kayırmamız (Türk proje mafyası kuralım?). Burada birçok sıkıntı var. Bir kişiyi, kurumu vs. ayrımcılık yapıyor olmakla itham etmek oldukça ciddi bir şey. Eleştirinin, şikayetin ya da argümanın ciddiye alınması için o derece temelli, somut delillere dayanıyor olması lazım. Hele ki buna en çok biz bilimcilerin dikkat etmesi gerekiyor ki burada pek öyle bir ciddiyet göremiyorum. Projelerle ilgili ikinci noktaya geçmeden önce ise Avrupa Birliği projelerini konuya biraz uzak olanlar için kısaca özetlemeye çalışacağım:

Avrupa Birliği projeleri arasında en yaygınları ERC’nin (European Research Council) dağıttığı çeşitliği grantler. Bu program ilk olarak Starting (Başlangıç) ve Advanced (İleri) olarak iki farklı seviyede başlatıldı (daha sonra arayı kapatmak için Consolidator dedikleri bir ortanca grant başlattılar). Başlangıç grantleri doktorasını bitirmesi üzerinden en fazla 7 yıl geçmiş, yeni hoca olmuş araştırmacılara laboratuvarlarını kurmaları ve düzgün bir başlangıç yapmaları için düşünülmüş. İleri seviye grantler ise halihazırda uzun süredir hoca olan, alanında zaten belli bir yere ulaşmış araştırmacılara verilen bir ödül. Bu ödüller, proje başına 1.5-2.5 milyon euro tutarına kadar çıkabilmekte ve bu projeler 5 yıl süreli. Yani kariyerinizin başında bu grantlerden birini almanız kariyerinizi ve laboratuarınızı garantiye alıyor gibi bir şey.

Peki, bu projeleri kime veriyorlar – Türkiye’ye desteğin az olmasının bir sebebi de kulisçilik denmişti, oraya gelmeye çalışıyorum. Genel olarak başarı oranı %13-14 civarında. İstatistiklere ERC’nin web sayfasından ulaşmak mümkün.

Bu %13’lük oran zaten tek başına böyle bir granti almanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor olmalı. ERC’nin adaylara verdiği tavsiyeler var bir sunum olarak, orada proje önerileri genel olarak neden reddediliyor, onu özetlemişler (başvuru ve değerlendirme süreci üzerine bir sunum aslında):

rejection
Tipik red sebepleri.

Türkçeye çevirecek olursak, red sebeplerini ikiye ayırmışlar. Bunlardan ilki proje yürütücüsü (PY) ile ilgili, diğeri de önerilen proje ile ilgili. PY’nin sicili (track-record) ilk başta listelenmiş. Yani bu kısaca kaç yayını var, doktorasında, post-dok yıllarında ne yapmış, ne kadar atıf almış, alanına ne gibi katkılar yapmış gibi şeyler. İkincisi ise bağımsız bir araştırmacı olup olmadığı – ya da potansiyel olarak bunu gösterip gösterememesi. Bu da kendi başına ne iş yapmış, ya da tepesinde bir danışman, akıl veren vs. birisi olmadan kendi başına bir araştırmacı olabilmenin güvenini veriyor mu, ona bakıyorlar. Son olarak PY’nin proje yönetim tecrübesinin yetersizliği. Yani bir proje yönetmiş mi, idareciliği nasıl vs. gibi şeyler.

Proje ile alakalı red sebepleri de önemli. Burayı daha kısaca geçeceğim, projenin tutarlı bir çerçevede olup olmaması (çok spesifik ya da çok genel olması), varolan araştırmaların üzerine ciddi bir şey koymayıp, olanı mini minik ilerletme (incremental) havasında bir proje olması var. Son iki madde ise daha teknik: iş planının açık ve düzgün bir şekilde anlatılmaması ile yetersiz risk yönetemi de red sebepleri arasında. Yani bir sürü çok mühim parametrenin teker teker mükemmel olması lazım. Tabi bu mükemmelliğin kıstası ERC’nin kıstasları. (Bu başlı başına eleştirilecek bir konu ama yazıyı rayından çıkarmasından diye pas geçiyorum. Yani atıf, yüksek etki değerli makalelerde yayın vs. Bunları şart koşmak sıkıntılı ve üzerine ayrıca yazılması, tartışılması gerekiyor – ki eski blog yazılarında ucundan kıyısından yapmaya çalışmıştım biraz.)

Birbil’in yazısına dönersek, demek istediğim bu projeleri almak zaten kolay değil. Arkadaşlardan vs duyduğu kadarıyla (net bir referans veremiyorum buraya ama kaynağım sağlam) ERC Türkiye’de 20’ye yakın proje fonlamış. Türkiye’de uluslararası ölçekte araştırma yapan bölümleri, bu bölümlerin büyüklüklerini vesaire düşündüğümüzde, bunu da %13’lük başarı oranı ile normalize etmeye çalıştığımızda ortada büyük bir anomali yok gibi. Bilkent Fizik bölümü mesela, ~15 kişilik kadrosuna rağmen 4 tane (belki daha fazladır, 4 tanesini biliyorum ama) ERC granti alabilmiş bir bölüm. Avrupa ortalamasının bile çok üstünde – ki duyduğum kadarıyla bu 4 kişi haricinde başvuran da olmamış. Yani 4/4’lük bir oran var. Yani Avrupalıların memleketlilerini kayırması gibi bir durum olsa bu derece yüksek bir başarı oranı tutturulması zor olurdu. Bu kimselerin hepsi alanlarında yapılan en son işlerden haberdar, yurtdışı kanalları açık, kişisel bağlantıları kuvvetli insanlar.

Bu başarı örneğinden sonra iki tane de “başarısızlık” örneği vereceğim. Bunlardan birisi kendi doktora hocam (bir Avrupa ülkesinde, İsviçreli bir biliminsanı). Doktoraya ilk başladığım zaman hocalığını yeni almıştı ve laboratuvarını yeni kuruyordu. O sene bu Başlangıç grantlerinden birisini aldı. Bu bizim laboratuvarı felaket rahatlattı tabi, 1.5 milyon euro parayla neredeyse hiçbir sıkıntımız olmadı. Bu 5 yıl içinde ortalama 12-14 kişilik bir ekip oluşturuldu ve bu süre içinde gayet iyi yayınlar yapıldı. Fakat elbette bu paranın da sonu gelecekti ve bir sonraki turda yeniden başvurmak gerekiyordu. Bunun için ise benim hoca Consolidator denilen ortanca grante başvurdu ve reddedildi. Yani reddedilmesi bize bile bayağı sürpriz oldu çünkü laboratuvarın önümüzdeki 5 yılda yapacağı çok güzel deneyler vardı, çok güzel fikirler vardı. Sonradan öğrendik ki red sebebi “projenin çok iddialı olması” imiş. Yani panel güvenememiş bizim hocaya kısacası (ki gayet başarılı bir 5 yıllık ERC başlangıç grantini idare ettirme, güzel yayınlar vs olmasına rağmen). Üstelik oldukça yüksek bir puanla reddedilmiş – normalde başvurusu reddedilen araştırmacı ancak iki sene sonra bir ERC grantine başvurabiliyorken, bizim hoca yüksek puanı yüzünden ertesi sene başvurmaya izin verilmiş. Uzatmayayım, Birbil’in bu yazısını okuyunca aklıma bu geldi, açıkçası komik buldum. Yani benim hoca aynı profiliyle, aynı atıf sayısı, makaleleri vs. vs. ile Türkiye içinden başvurup da kabul edilmeseydi adım gibi eminim ki “Türk olduğumuz için vermediler, oysa ki proje şahaneydi” vesaire diye yazacaktık. Çünkü bilim haricinde de bizim toplumda genel bir bakış vardır ya hani “Avrupalı Türkleri sevmez, soğuk davranır vs.” ki bu daha çok muhafazakar/milliyetçi bir açıdan gelir genelde. Bunun doğruluğu vardır biraz muhakkak fakat bunu iddia edenler genelde tüm Avrupa’yı yekpare bir vücut halinde ülkemiz ve milli bütünlüğümüze karşı birleşmişler gibi gösterir, Avrupalının birbiri ile çekişmesini, birbirine nasıl davrandığını bilmez.

İki tane “başarısızlık” örneği dedim. İkincisi de bir tanıdık. Çok ama çok prestijli bir enstitüde, Viyana’da yeni pozisyon bulmuş bir kimse. Direkt benim alanımda değil ama ucundan kıyısından alakalı gibiyiz. Neyse, bu arkadaş komünitede onu tanıyan başka kimselerden duyduğum kadarıyla “kendi jenerasyonunun en parlağı”, “bu alanda devrim yapma potansiyeli olan” bir kimse. Yayınları, atıfları vs yine çok iyi. Bu arkadaş da alamıyor ERC’den destek. Hatta makalelerinin sonuna “this work was not supported by ERC” diye not düşüyor 🙂 Bunu yapabilecek, ERC’ye açıktan savaş ilan edebilecek kadar sert, “asi” bir karakteri var – ve o derecede alanında sağlam tabi. Ama çıkıp da, “ben İspanyol olduğum için, İspanyola da Avrupa’nın köylüsü diye baktıkları için vermiyorlar” demiyor. Panellere kızıyor ama kişiselleştirmiyor, “fikirlerimin bilimsel önemini anlamıyorlar” kıvamında eleştiriyor. Arada çok fark var.

“Türkiye’den olduğumuz için” argümanını geçen sene Türkiye’de katıldığım bir toplantıda da duymuştum, daha doğrusu beklediğimden daha sık duymuştum. Konuşmacılardan birisi “Türkiye olduğumuz için Nature’da basamıyoruz tabi”, “adresimizden ötürü yayın yaparken sıkıntı çıkıyor” diyordu sürekli. Bunların bir etkisi vardır muhakkak, yoktur demiyorum. Fakat aynı hocanın ve hatta toplantıdaki bir çok kişinin yakın zamanda yapılmış ve ecnebide neredeyse herkesin konuştuğu, haberlere filan çıkmış bir deneyden haberi yoktu mesela. Oysa ki internetle bir tık ötede. Yani şimdi Türk olunduğu için mi yoksa kendi alanındaki son gelişmeleri takip etmediğiniz için mi yayın yaparken sıkıntı çıkıyor? Belki de ikisi de, ama kesinlikle sadece Türk olunduğu için değil, onu diyorum. Ama bahane olarak bu daha çok sunuluyor.

Tüm bu kişisel gözlemleri, bilimsel gıybetleri neden anlattım? Bilimde networking çok mühim, bu doğru. Fakat milliyet bazlı bir klancılık, birbirini kollamacılık olduğunu iddia etmek biraz sıkıntılı. (Doktoralarını beraber yapıp, iyi arkadaşken şimdi neredeyse kanlı bıçaklı olan iki Sırp profesör aklıma geldi. Birisi Harvard’da, diğeri Stanford’da mesela ama bayağı ağır rakipler.) Yani bilimsel bir şekilde temkinli konuşmam gerekirse, böyle bir şeyi iddia etmek için somut veri yok. Konu böyle bir net sonuca ulaşmak için fazlasıyla karışık. Bunun haricinde kesin olan bir şey var ki, kişisel ağlar ve bağlantılar milli bağların kesinlikle üzerinde. Yani siz bir alanda isim yapmışsanız, o alandaki diğer kimseler sizin politik görüşünüz ve milliyetinizden bağımsız olarak sizi biliyor zaten. Burada anlattıklarım bunlara örnek gibi. Yani diyeceğim o ki, “Türküz diye proje vermiyorlar, yayın yapamıyoruz” gibi sebepler bence dillendiriliği kadar etkili değil. Bu bir nevi entelekütel tembellik. Nasıl ki “Lufthansa bizi kıskandığı için Alman gizli servisi çevrecilere para verip, 3. Havaalanına karşı eylem yaptırıyor” teorisi gülünç geliyor ve gerçeklikle bağını sorgulamıyoruz bile, “Avrupalı kendi kendini kayırıyor“ demek de o derece saçma (ki kayırmadığını, gayet başarılı Avrupalıların da reddedildiğini yukarda bu yüzden anlattım).  Bu yazıda kesinlikle “bilim ülkelerarası sınırları delen, çok ulvi ve tertemiz bir uğraştır” gibi bir şey iddia edip, Pollyannacılık oynamıyorum. Bilimin içinde, kendine içre, derin problemleri var muhakkak, kurumsal ırkçılık, ayrımcılık var fakat daha farklı mekanizmalarla işliyor (üçüncü dünya ülkelerinden gelen öğrencilerin daha sıkı çalışmaya itilmesi, çalışma izni vs gibi haklarının belki biraz daha kısıtlı olması, doktoradan sonra pozisyon bulunması ilk aklıma gelenler).

O yüzden diyeceğim o ki, Avrupa’yı eleştirelim, eleştiriyoruz da fakat üç aşağı beş yukarı az da olsa doğru düzgün yapmaya çalıştıkları bir şeyde de haklarını teslim etmek gerekiyor.

 

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s